Sözdizim

Sözdizim kavramı, kimi kaynaklarda tümce bilgisi, cümle bilgisi, tümcebilim gibi kavramlarla da karşılanmaktadır. Bu kavramların hangisini kullanırsak kullanalım, aslında her biri temelde tek bir olguya işaret eder. Sözdizim, tümce kurgusu ve kurulumuyla ilgilenen bir alandır. Kimi eski çalışmalarda, terim ‘dilbilgisi’ kavramıyla eşanlamlı olarak kullanılsa da, güncel çalışmalarda kavramın içeriğinin bundan daha farklı bir boyutta kullanıldığını biliyoruz. Buna göre, dilbilgisi bir dili düzenleyen ilkelerin tümüne gönderimde bulunur. Bu ilkeler, ses dizgesine ilişkin bilgilerden sözcüklerin içyapısına; sözcük ve tümcelerin anlamsal ilişkilerinden dilsel örüntülerin bağlama göre düzenlenmesine kadar birçok bilgiyi içerir. Dolayısıyla, sözdizim dilbilgisi değil, dilbilgisinin yalnızca bir bileşkesidir.  Sözdizimi sözü edilen bu yanlış anlaşılmadan sıyırdığımızda, elimize alanın özü kalır. Buna göre, sözdizim, dillerdeki tümce görünümlerinin çalışıldığı alandır. Nasıl ki toplumbilim, temeline toplum kavramını oturtup bu kavramın içyapısına ilişkin tüm görünümleri etraflıca ele alıyorsa, sözdizim kavramı da temeline tümce kavramını oturtup tümcelerin içyapısını ayrıntılı bir biçimde inceler. Bu kapsamda, sözcüklerin tümcesel kurgu içerisinde sınıflanması; bu sözcüklerin öbekleri, öbeklerin de tümce oluşturmak için uymak zorunda olduğu ilkeleri ve bu ilkelerin farklı dillerdeki görünümleri ele alınabilir. Dikkat edersek, kapsam belirleme sürecinde de, sözdizim terimini tanımlama sürecinde de tümce kavramının vazgeçilmez bir kavram olduğu göze çarpar.

Sözdizim dilbilgisinin bir bileşkesi olarak dilbilgisinin işleyiş dişlilerinden bir tanesidir. Dilbilgisine bakış açısı kurama yönelik kurulan sözdizimsel çalışmalarda betimleyici dilbilgisi denilen bakış açısından bazı yönleriyle ayrılır. Örneğin, betimleyici dilbilgisi, belirli bir dilin düzenli örüntülerini ya da gözlemlenebilir kuraldışı görünümlerini olduğu gibi betimlemeye dayalıdır. Bu bakış açısı, dil denilen olguyu düzenleyen genel ilke ve kuralları incelemeyi gerektirmez. Öte yandan, sözdizim çalışmalarındaki bakış açısı sizin ‘Türkçe’nizi geliştirmeye yönelik bir bakış açısı da değildir. Kuralcı dilbilgisi denilen bu bakış açısı size ve bağlacından önce virgül koymamayı; kurallı sözcük dizilişi karşısında devrik (!) sözcük dizilişinin yalnızca günlük konuşmalarda ve yazında kullanılacağını; neyin anlatım bozukluğu olduğunu ve neyin olmadığını öğretir. Bu bakış açısı da sözdizim çalışmalarının dışında kalan bir bakış açısıdır ve dilsel olmaktan öte dilsel ve kültürel birliğin sağlanması gibi konuları ilgilendiren toplumsal bir olgudur. Dolayısıyla, hiçbir sözdizim çalışmasının amacı Türkçede hangi dilbilgisel olguların hangi düzenli kurallar çerçevesinde biçimlendiğini (ve hatta biçimlenmediğini) raporlamak ya da nasıl söylemeniz gerektiğini öğretmek değildir. Bu anlamda sözdizimsel yöntem, Türkçeyi anadili olarak konuşan her bireyin hangi ağız ya da lehçeyi konuştuğuna bakmaksızın dilbilgisini kusursuz bir biçimde bildiği varsayımına dayanır. Yani, her anadili konuşucusu anadiline ilişkin tüm bilgileri eksiksiz bir biçimde bilir. Türkçe dışında bir dili; sözgelimi, Yorubacayı anadili olarak konuşan bir birey bu dilin dilbilgisini kusursuz olarak biliyor demektir. Bu noktada, “Dilbilgisini kusursuz ya da eksiksiz olarak bilmek nedir?” sorusu akla gelebilir. Bu soruyu şöyle yanıtlayalım. Bir gün önünüze gelen ve tanımadığınız herhangi bir dükkândan içeri girip dükkân sahibiyle sohbet etmeye başlayın. Sohbet ederken, dükkân sahibinin kurduğu tümcelerde yer alan sözcüklere ve sözcükleri kullandığı yerlere dikkat edin. Sonra, bir anda sohbeti kesip “Kaynaşık ne demektir?” sorusunu sorun. Muhtemelen, suratınıza uzun süre bakıp sizi anlamayacaktır. Ancak, bu durum dükkân sahibinin kaynaşık  (clitic) denilen ulamı bilmediğine ve onu kullanmadığına dair bir gösterge değildir. Bir anadili konuşucusu olarak, o kişi, dilbilimde sözlüksel ulamlar olarak adlandırılan dilsel anlatımların her birini bilmektedir; dahası, bunları yetkin olarak ve yerinde kullanmaktadır. İşte biz dilbilimciler ise dükkân sahibinin dile ilişkin bildiği tüm bu bilgilere dilbilgisi adını veriyoruz. Bu anlamda, her anadili konuşucusu kendi anadiline ilişkin tüm bilgileri; yani, dilbilgisini eksiksiz olarak biliyor demektir; yani dilbilgisi kavramı, bir kâğıt üstünde yazılı ya da bir kitaba bölüm bölüm işlenmiş somut bir dilbilgisinden öte zihinsel bir dilbilgisi kavramıdır. Sözdizimsel çalışmaların amacı ise tümce denilen kavramı araç olarak kullanıp zihinsel dilbilgisinin sınırlarını belirlemektir. Tümcenin neden araç olarak kullandığı sorusunun yanıtı ise bu alanın yöntemsel izlencesini ortaya koyar.

Dil olgusunu açıklamaya çalışmak son yetmiş yıldır birçok bilim insanını büyüleyen bir uğraş haline gelmiştir. Dil kavramının buradaki gönderimi, daha önce de belirttiğimiz gibi Türkçe, Svahilice gibi belirli diller değil aslında insan zihnindeki dil yetisidir; yani, zihinsel dilbilgisidir. Bu yeti öyle büyük bir yapbozdur ki, dili tanımlarken ses, sözcük, öbek vb. gibi dil içi etmenlerden söz etmek gerektiği gibi; yaş, cinsiyet, iletişim bağlamı gibi dil dışı etmenlerden söz etmek gerekir. Bu noktada 1960’lı yıllardan itibaren doğal dillerin işleyiş biçimleri ve doğal dil anlambilimi alanında araştırmalar yürütmüş Amerikalı matematikçi ve filozof Richard Merritt Montague’ın “doğal dillerin aslında mantıkçıların kurguladığı yapay gösterim dilinden farkı bulunmadığı” savı, dilbilimde yürütülen salt dile ilişkin çalışmaların aslında dil dışı etmenlerden sıyrılması gerektiğini gösteren en temel savlardan birisidir. Nasıl ki bir veterinerin inceleme nesnesi hayvan, bir fizikçinin doğa, bir kimyacının doğadaki elementler ise, bir dilbilimcinin de temel inceleme nesnesi dil dışı etmenlerden soyutlanmış dil olgusudur. Örneğin dili inceleme nesnesi olarak ele alan bir sesbilimci, bağlam, yaş, cinsiyet, kültürel artalan ve hatta dış dünyadan konuşmaya yansıyan hayvan sesleri, gürültü vb. gibi değişkenleri göz ardı ederek salt dil yetisine odaklanır. Bir sözdizimci için ise tüm üretici ve yorumlayıcı dil içi etmenlerin en somut çıktısı olması nedeniyle en merkezi inceleme nesnesi tümcedir; çünkü seslerin, sözcükler, öbekler ve anlamsal yorumlama tümce düzleminde birleşir ve tüm bu dil içi etmenler tümce üzerinde görülür. Tümcenin merkeze alınıp incelenmesi hem zihnin hem de zihnin işleyiş biçiminin ortaya çıkarılmasına yardımcı olur. Bu anlamda, sözdizimsel bir çözümleme içeren herhangi bir yazıyı okuyan kişilerin çalışma içerisinde yer alan tümcelere verdiği genel tepkiler, “Ben bu tümceyi normal yaşamımda kullanmam!” ya da “Ben bu tümceyi böyle söylemem!” gibi daha gündelik dile dönük geribildirimlerdir. Ancak, burada çok önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir. Sözdizim çalışmaları içerisinde gündelik yaşamdan örnekler değil de “masa başında” üretilmiş zorlama tümcelerin kurgulanması, dil yetisinin sınırlarını belirleme amacıyla izlenen bir yoldur; çünkü “dil yetisinin ne ölçüye kadar yorumlamaya ve dilbilgisel işlemlemeye izin verdiği”ni saptamak aslında zihinsel dilbilgisinin işleyiş sınırlarının belirlenmesi adına bize oldukça önemli ipuçları sunar.

Temel Kaynakça

Adger, D. (2003). Core syntax: A minimalist approach (Vol. 20). Oxford: Oxford University Press.

Carnie, A. (2012). Syntax: A generative introduction (Vol. 18). John Wiley & Sons.

Hornstein, N., Nunes, J., & Grohmann, K. K. (2005). Understanding minimalism. Cambridge University Press.

Özgen, M. (2018). Formalist dilbilgisi kuramları. Pegem Akademi.

Radford, A. (2004). Minimalist syntax: Exploring the structure of English. Cambridge University Press.

Tallerman, M. (2014). Understanding syntax. Routledge.

Uzun, N. E. (2000). Ana çizgileriyle evrensel dilbilgisi ve Türkçe. İstanbul: Multilingual.